düğün fotoğrafları

Yağ satarım, bal satarım gerekirse Sam Amca yı da satarım!

9/9/2009 · Kategori: sanal alisveris

 

Düğün,davet fotoğrafçısı ve oyuncu Efe Babacan Arizona da yaşadığı yıllarda, fotoğrafçılığa devam ederken birgün ebay.com adlı alışveriş sitesinde bir  fotoğraf makinesi satın aldı.Bir hafta sonra işe yaramayan birkaç lensini sattı derken, kısa sürede yüzlerce ürün alıp, satarak E bay de power seller ünvanını aldı.Bu ünvanı alırken türk zekasıyla kendi yaratıcılığının sınırlarını zorladı.İşte Efe Babacan ın kaleminden e bay hikayesi.Bir başarı hikayesi değil, hatta tam tersi bir başarısızlık hikayesi ama okudukça hem güleceğiniz, hemde sanal alışveriş dünyası hakkında birçok şey öğreneceğiniz bir yazı

 

Amerika da 10 bin nüfuslu bir kasabada yaşayınca satın almak istediğiniz ürünleri bulmakta zorlanabiliyorsunuz.Bende arkadaşımın tavsiyesi ile almak istediğim fotoğraf makinesini E-bay e bakarak buldum.Hemen kendime bir hesap açtım ve heyecanla arttırmaya katıldım.Gittigidiyor.com a benzeyen ama bu web sitesinin çok daha gelişmiş ve organize olmuş bir versiyonuydu E-bay.

   Kısa bir zaman içinde açık arttırmalar katılarak aldığım ürünler dışında siteyi her gün saatlerce inceledim ve artık sadece almak yerine kendiminde bir şeyler satabileceğine karar verdim. Öncelikle evde satmak istediğim eşyaların teker teker fotoğraflarını çektim, daha sonra özenle ürünün tanıtımını, özelliklerini postalama ücretini bildiren listeler yapıp, bu listeleri açık arttırma usulü satışlara sunarak büyük pazardaki küçük yerimi aldım. Düşük bir bütçem olduğu için pazardaki devlerle mücadele edemeyeceğimi, Türk zekâmı kullanarak son derece yaratıcı olmam gerektiğini biliyordum…

  

                                         Araba mezarlığı

 

İlk iş olarak araba mezarlığına giderek, oradaki tüm hurdalaşmış arabaların plakalarını tornavidayla söktüm ve 180 adet plakayla eve geri döndüm. Bu tozlanmış plakaların hepsini tek tek yıkayıp, fotoğrafını çektikten sonra E-bay de listeledim ve tanesini 3 ila 45 $ arası sattım. Araba plakası diye geçmeyin, başta Avustralya, Kanada, Amerika, Japonya olmak üzere dünyanın birçok yerinde araba plakası koleksiyonu yapan kişilerin kurduğu cemiyetlere rastladım. Bu cemiyetlerle yazışarak, dünyanın dört bir tarafına araba plakası sattım. Artık sinemaya gitmek veya alışveriş merkezine gitmek yerine araba hurdalıklarında dolaşıyordum. Oturduğum bölgedeki tüm araba hurdalıklarını gezmiş ve kendimi son derece yorgun hissederken yakın bir arkadaşım beni hafta sonu için Scottsdale a çağırdı.

 

                              Kimi golf oynar, kimi top toplar

 

Arkadaşımın ısrarlarıyla hiç ilgilenmediğim bir oyun olan golf oynamak için golf klubüne gittik ve orda aynı araba hurdalığında olduğu gibi aklımda bir şimşek çaktı. Yeni fikrim golf klublerinin etrafında dolaşıp, golf toplarını toplamak ve satmaktı. Bir iki saatlik bir yürüyüşle sağa sola atılmış yüzlerce golf topunu plastik torbalara koyarak topladım ve satışa sundum. Araba plakalarındaki başarı elde edilmese de sıfır maliyetle satılacak yeni bir ürün bulmuştum. Buradan kazandığım üç beş kuruşla, Amerikanın en kaliteli battaniyesi olan orijini Oregon dan gelen rengârenk üstünde Kızılderili motifleri olan Pendleton battaniyelerini ve toptan dvd filmler aldım

 

Artık daha çok ürünle hizmet verirken, yavaş yavaş feedbacklerimi arttırıyordum. Feedback İngilizce bir kelime olup, geri dönüşüm veya yorum gibi anlamlara gelmektedir. Sattığınız her ürün için, alıcı size pozitif veya negatif yorum bırakır. Eğer alıcıya gönderdiğiniz ürün, yazdığınız özelliklere uyuyorsa, kırılmadan, dökülmeden vaad edilen sürede alıcının eline geçmişse pozitif feedback almamak için bir nedeniniz yoktur. Altı ay gibi kısa bir sürede 450 feedback e ulaşmıştım. Bu da günde ortalama 7 ürün sattığımı ve bu ürünleri postalamak üzere haftada 4 defa postahaneye gitmem gerektiğini gösteriyordu. Sıfır maliyetle satmaya başladığım ürünlere, birçok kaliteli tekstil ürünleri, hediyelik eşyalar, dvd, beysbol şapkaları, beysbol kartları, fotoğraf makineleri, hafıza kartları, tablolar gibi değişik ürünler eklemiştim.

   250 pozitif feedback yaptıktan sonra, trading assistant dedikleri yani ticari asistan olup, başkalarının eşyalarını satmaya başlamıştım. Vakti olmayıp veya E-bayde ayrıntılı şekilde listeleme yapmayı bilmeyen kişiler bu ticari asistanları arar ve satmak istediği ürünleri onlara belli bir yüzde vererek ticari asistanlar aracılığıyla satarlardı.

 

                         Ticari Asistanlık ve Rüya Takımı yaratmak

 

   Artık sadece kendi ürünlerimi değil, başkalarının da ürünlerini satıyor ve her gün postaneye gidiyordum. O sıralar yaptığım işi bırakarak yanıma 2 kişi almış ve E-bay e 4 elle sarılmıştım. Artık paketleme, postalama ve müşteri sorularını cevaplama işlemleriyle yanımda part time çalışan 12 yaşındaki öğrenci Oliver ve 64 yaşındaki emekli asker Steve uğraşıyordu. Biz artık E-bay in rüya takımıydık. Yanımda 7 den 77 ye insanlar çalışıyor diyerek, daha da büyümek için can atıyordum. Önemli olan kimsenin aklına gelmeyecek ilginç ürünler ve bu ürünleri iyi fiyatlara bulmaktı. Diğer E-bay satıcılarını ve E-bay online dükkânlarını incelediğimde çok değişik ürünler dikkatimi çekmişti. Mesela eski kız arkadaşının çıplak fotoğraflarını satanlar, sokakta sıradan bir insanla akşam yemeğine gitmeye hak kazanmak, boş bir kavanozun içinde Brad Pitt in Malibu da soluduğu hava, Jennifer Aniston un çiğnediği sakız, Meksika da bir masaj salonunda kullanılmak üzere hediye kuponları, dünyanın dört bir tarafında satılan Lacoste t-shirtleri, ipod ve psp gibi ürünleri satan toptancıların iletişim listeleri…

   Uzun yıllar yurtdışında bulunup, gurbet özlemi çeken biri olarak, Avrupa Yakası gibi dizilerden tutun da, tüm Türk filmlerini E-bayden satın almış ve izlemiştim. İşin güzel tarafı bu filmleri izledikten sonra, aynı fiyata satabilmekti.

 

         E-bay Mahkemelerinde davalıda oldum, davacıda

 

   Almak ve satmak bir tutku haline dönüşmüştü.500 pozitif feedbackimi tamamladıktan sonra E-bay den bana tebrik belgesi gelmiş ve bu belgeyi çerçeveletip evime asmıştım. Her gün saatlerce yaptığım E-bay araştırmalarına devam ederken, 4 müşteriyle E-bay mahkemesine çıkmıştım. Bu tip mahkemelerde sanal ortamda olup son kararı E-bay otoritesi veriyordu. Satın aldığım compact flash cardlar sahte çıkınca e-bay mahkemesine çıkmış ve satıcıyı dava etmiştim. Bir defasında da geç postalanan bir magazin dergisi yüzünden bu sefer davalı olmuştum…

  

        E-bay Üniversitesi,  Konferansları ve Posta Ofisi kolaylıkları

 

   E-bay her sene Amerika da başka bir şehirde toplanarak, on binlerce kişinin katıldığı devasa konferanslar düzenler ve bu platformda birbirlerinin stantlarını gezerek, fikir alışverişinde bulunurlar. Amerikan Posta Ofisinden de büyük destek alan bu kuruluş, E-bay de ürünlerini pazarlayan kişilere, posta bilgilerini bilgisayarda kaydedip, etiketlerini yazıcıda basarak postahane kurumunu aracı kullanmadan, satıcıların ürünlerini kendi kendine postalama ayrıcalığında bulunmuştur. Ürünü hangi yolla (ekonomi, yurtdışı, medya, express) seçeceğini belirledikten sonra, ürünün ağırlığını ekrandaki forma girip, ne kadar ücret ödeyeceğinizi gösteren posta etiketini basıp, içinde ürün bulunan paketin üstüne bu etiketi yapıştırıp, postaneye bırakmanız yeterlidir. Artık uzun uzun postahane sıralarında beklemeye gerek yoktur.Aynı şekilde bu belgenin üstündeki rakamları usps.com a girerek, ürünün hangi saatte, hangi şehirde, varılması gereken yerde ne zaman olacağı hakkında bilginiz olur.

   

    Konferanslar dışında E-bay Üniversitelerininde kurulduğunu biliyorum ama bu konuyla ilgili bir araştırma yapmadım. Bence Amerikalılar her şeyi paraya dönüştürmekte, çeşitli sektörler yaratmakta, yoktan var etmekte usta insanlar, her ne kadar biz onları spor ayakkabılı, rahat kıyafetli, zekâ seviyesi düşük insanlar olarak görsek de!


                Soba Skandalı ve Starbucks taki Köstebek

 

   Postalama işlemlerinde en çok soba satışında zorlanmıştım.Bir kargo şirketiyle anlaşarak, 3 kişi yerinden kaldıramadığımız 4000 dolarlık sobayı, Amerikanın en güney eyaleti New Mexico dan en kuzey eyaleti Wisconsin’e 400 dolar karşılığı yollamıştım.

   Harman marka adlı soba piyasadaki tekeli oluşturmaktaydı.2005 senesinde piyasaya yeteri kadar soba sürmemişler, arz ve talepte büyük bir patlama yaşanmış ve tüketiciler aylarca yeni sobalarına kavuşmak için beklemişlerdi. Amerika gibi süper bir devin yaşadığı soba skandalı gerçekten kulağa komik geliyor.

   Soba gibi son derece ağır ürünler yanı sıra Starbucks kahve etiketleri kadar hafif ürünlerde satmıştım. Postalama ücreti sadece 30 cent olan Starbucks meraklıları tarafından kapış kapış gitmişti. Sadece bu stickerları ele geçirmek için 1 ay boyunca Starbucks da part time çalışmıştım.

 

                                      E-bayde Türkler

 
E-bay, e-bay dedik ama ya e-bay deki Türkler, bundan hiç bahsetmedik. Her yerde olduğu gibi, E-bay de başta Amerika, İngiltere ve Almanya olmak üzere ürün satan birçok Türk var. Türklerin sattığı ürünleri genelde halı, fes, çay bardağı, semaver, eski paralar, antik eşyalar, Türk filmleri, posterleri, nazar boncuğu, tespih olarak sıralayabiliriz.

 

              En önemli soru! Gölde tutulan balıklar satılır mı?

 

   Vaktimi araba hurdalıklarında, golf klüblerinin etrafında dolaşarak, starbucks kahve etiketleri almak için Starbucks da çalışarak harcamıştım. Sonuçta 1 sene boyunca her türlü araştırmayı yapmış, birbirinden değişik 64 ürün satmış, sene boyunca satış ve kar istatistiklerini izlemiştim. Artık sorulacak tek bir soru vardı. Listeleme ücreti, postalama ücreti,  harcanan zaman ve emek, satıştan sonra E-bay in aldığı final satış komisyonu ve tüm bunlar karşısında yapılan kar. Bu işten zaman zaman iyi para kazansam da kendimi Migros un yanında ayakta durmaya çalışan bakkal Kemal Amca gibi hissetmiştim. Bakkal Kemal Amca gibi kepenkleri indirdim, çıraklarımla vedalaştım ve pazarı devlere bıraktım. Artık sadece balık tutmaya gidecektim, bilgisayarın başında müşterilerin sorularını yanıtlamak, yeni listeler yapmak yerine. Aklımda gene bir soru işareti belirmişti. Gölde tuttuğum balıkları E-bayde satabilir miyim?

Yorum ( yok ) Yorum yaz!

Damat Oturan Boğa, Gelin Gülen Çiçeğe Veda!

22/8/2009 · Kategori: dugun fotograf_iligi

 Kızılderililerle Haftada 13$ mı, Düğün Fotoğrafçılığıyla Saatte 100$ mı?

   

    Amerikanın 10.000 kişilik bir kasabasında eski eşimin dedesinin şirketinde satış temsilcisi, olarak çalışmaya başlayacaktım. Hayatımda at eyeri, at yemleri, çimento makinesi, western hayat stiliyle ilgili çiftlik malzemeleri gibi ürünler satacaktım. İlk hafta 13$, ikinci hafta 16$ dolar kazanınca heyecanımı çabuk kaybettim. Asıl beni heyecanlandıran düğün fotoğrafçılığına nüfusunun yüzde 70i Navaho Kızılderilileri olan küçük bir kasabada başlamak fikriydi. Büyük ümitlerle gittiğim kasaba meydanında sadece 3 tane fotoğraf stüdyosu vardı. Buradaki stüdyolara çalışmak için başvurduğumda sahibi Zulu kabilesinden olan bir adam, bana bu aralar fazla düğün olmadığını ama önümüzdeki günlerde yapılacak rodeo festivalinde yarışacak kovboyları çekebileceğimi söyledi. Ben iyi bir düğün fotoğrafçısı olma yolunda giderken atacağım ilk adım rodeodaki ineklerin ve boğaların fotoğrafını çekmek olmuştu. Neyse orada yaşadığım altı ay boyunca zaman zaman rodeo organizasyonlarını, zaman zaman da düşük bütçeli Kızılderili düğünlerini çektim. Küçükken Kızılderili kovboy filmlerinde sempati duyduğum o Kızılderililerin düğünlerinin fotoğraflarını çekeceğim hiç aklıma gelmezdi.

 

                       Damat Oturan Boğa, Gelin Gülen Çiçeğe Veda

 

     Artık damat Oturan Boğa ve gelin Gülen Çiçeğe veda ederek o kasabadan ayrılmalı ve atılım yapmak üzere Phoenix yakınlarındaki zenginler ve alışveriş şehri Scottsdale e taşındık. Scottsdale estetikli memeleri, ince uzun bacaklı kadınları, son model arabaları, milyon dolarlık evleri, lüks alışveriş merkezleri ve sosyal ortamlarıyla Arizona eyaletinin Beverly Hillsiydi. Kendimi bir anda çok değişik bir dünyada bulmuştum. Şehirdeki yaklaşık 200 300 arası düğün fotoğrafçısı vardı. Kısa sürede bu fotoğrafçıların bazılarıyla kontak kurdum ve çalışmalara başladık. Bu fotoğrafçılar genelde 1500 ve 4000 dolar arası düğün paketleri satarken, kimi zaman 2, kimi zaman 3, hatta bazen 4 fotoğrafçı düğün çekiyorduk. Bu fiyatlar California da 15.000 dolarlara kadar yükseliyordu. Bende haftada 13 dolar yapmak yerine artık saati 30 dolardan çalışmaya başlamıştım. Bu ücret zamanla performansıma göre artarak saatte 100–150 dolara kadar çıkmıştı.

 

                      Kadın ve Erkek Farkı, bir de Şampanya Farkı

 

       Ben damadı ve arkadaşlarının hazırlığını çekerken, ortağım Lilet Hamp gelin ve arkadaşlarının fotoğrafını çekerdi. Erkekler her zaman rahat bir havadayken, kimileri tören öncesi içer, kimileri bilardo oynarken gelin ve etrafında müthiş bir stres olurdu. Saatler boyunca bitmek bilmeyen makyaj, saç, elbiseler, ayakkabılar, aksesuarlar derken tam bir curcuna yaşanırdı. Damat ve arkadaşlarının hazırlanırken fotoğraflarını çektiğim için hep kendimi şanslı saymışımdır. Kimi insanlar düğün fotoğrafı çekmenin stresli bir şey olduğunu düşünür. Ben buna katılmıyorum çünkü ben bir erkeğim ve bir erkeğin hayatında böyle bir günde strese yer yoktur. Konuklarla ilgilenmek, düğünün keyfini çıkarmak varken strese ne gerek var. Her gelin ise dünyanın en güzel kadını olduğunu ispatlamak için saatlerce süren hazırlıklar yapar. Fotoğrafçının buradaki görevi çok önemlidir. Bu görev, o gelinin dünyanın en güzel gelini olduğunu ispatlayan fotoğraflar çekmektir. Tüm güzellikleri fotoğraf karelerine dökmek? Peki, nasıl olacak bu iş? Gözlem, yetenek, konsantrasyon, ışık, kompozisyon, teknik beceri, insanlarla iletişim, damatla sohbet ve hazırlık anında gelini rahatlatmak. Gelin gelin derken, aslında ne ağlayan damatlar, törenden sonra konuşma yaparken heyecandan iki kelimeyi bir araya getiremeyen damadın arkadaşlarını da gördüm. Bu stres ve heyecanlar, şampanya içildikten sonra yavaş yavaş azalır ve ilerleyen saatlerde tamamen kaybolur. İşin içine alkol girince artık işiniz daha kolaylaşmış ve davetteki kişiler bu sefer sizin onların fotoğrafınızı çekmenizi isterler.

 

                          Stres pasta kesmek mi, matematik sınavı mı?

 

      Bir keresinde Afgan pilotla evlenecek, Amerikalı  bir gelin çekimlerin ortasında hiç bir şey söylemeden kaçıp gitmişti. Bu kaçışın nedeni de tören yerinde tam zamanında olmak ve konukları bekletmeme isteğiydi. Durumdan utanan Afgan damat  bana ve asistan fotoğrafçıya gecenin sonunda çok büyük bir bahşiş vermişti. Stresli gelinlerden başka bir engelde kiliselerdeki papazlardı. Bazıları tören sırasında bizim fotoğraf çekmemizden hoşlanmaz  hatta buna izin vermezdi. Çoğu zaman flaşsız, uzaktan zoom lensle, gizli bir şekilde tören resimlerini çeksem de bir defasında yakalanmış ve çok kötü azar yemiştim. Golf klüplerindeki düğünlerde de kimi zaman golfçular zorluk çıkarırdı. O güzel yeşilliklerde biz damat ve gelini ölümsüzleştirmek isterken, onlarda oyunlarının bölünmesini istemezdi. İyi bir düğün fotoğrafçısı sorunları çözmek için yeri gelince iyi bir diplomat, insanları rahatlatmak için yeri gelince iyi bir psikolog olmalı, yeri gelince düğün pastasını bile kesmelidir. Pasta kesilirken bıçak nasıl tutulacak, pasta nerden kesilecek gibi heyecanlarda yapılır. Az düğün pastası kesmedim hayatımda. Gerçi zaman zaman zor dakikalarda yaşasanız da düğün fotoğrafçılığı zevkli bir meslektir. Ben düğün, konferans veya organizasyon fotoğrafçılığını bir meslek olarak değil, bir hobi olarak gördüm. Bence bu çekimleri yapmak stresli değildir, matematik sınavları, Anadolu yakasından Avrupa ya geçerken trafiğe yakalanmak gibi şeylerdir stres. Sinirli papazlara, çekimi bırakıp kaçan geline, anlayışsız golfçulara rağmen  bu isten her zaman müthiş zevk almıştım.

 

Meksika, Yunan, Hint, Filistin düğünlerinin Türk düğünlerinden Farkı?

 

     Ortalama bir düğün fotoğrafı çekimi 7, 8 saat sürerken  Hint, Vietnam gibi Uzak Doğu düğünleri, çoğunlukla sabah 8 de başlayıp, gece yarısı biterdi. Evet, 16 saatlik çekim yaptığımız yorucu  düğünler olmuştu ama biz her zaman klasikleşmiş Amerikan düğünlerinden farklı şeyler görmenin beklentisi içindeydik. Uzo içilen Yunan, Tekila içilen  Meksika düğünlerinde son kısımlara doğru ayık bir kişi görmek zordu. Haremlik ve selamlık  Filistin düğünlerinde kadınların utangaçlığı ısımı zorlaştırmış olsa da bir kaç saat sonra, artık çok daha rahat poz vermeye başlamışlardı. O düğünün güzel yanı kıvrak Arap müzikleri ve bana ikram edilen lezzetli baklavaydı. Dünyanın dört bir tarafında düğün fotoğrafı çekmiş biri olarak Türk düğünlerinin her zaman çok daha özel olduğuna inanırım. Türk düğünlerinde eğer davette 200 kişi varsa, bu kişinin 150 kişisinin halay çektiği anlar yaşanır. Halaya katılmayan 50 kişide ya yaşlılardır, ya da küçük çocuklardır. Aynı şekilde 6 bayanın aynı anda tuvalete gidip davetteki kişiler hakkında fikir alışverişi yaptığı yegâne düğünler Türk düğünleridir. Bizim düğünlerimizde belki bir amerikan düğünü kadar toplu halde yapılan atraksiyon yoktur ama düğündeki her karakter zaten aslan sütüyle alınmış bir enerjiyle tek başına bir şovdur. Renkli insanlarımızla, en renkli düğünler Türk düğünleridir…

  

                            Sıcaktan bayılmadım sadece değişik bir açı yakaladım!

 

   Fotoğrafçılar genelde fotoğraf çekerken büyük bir yoğunlaşma içindedir çünkü her şey anı yakalamak üzerine kurulmuştur. Bazen an yakalanırken ışık yetersiz, bazen an ve ışık mükemmelken bu sefer kadrajda zorlanabilirsiniz. Ani yakaladınız, ışık, kadraj her şey mükemmel, bu seferde bu resimde gerçekten duygular var mı diye sorarsınız? Her zaman bir şeyler eksik olacak ve fotoğrafçı her zaman bu sanatsal kaygıları yaşacaktır. Fotoğraf çekmekteki en büyük  kaygıda, ayni mizahçılarda olduğu gibi daha önce yapılmamış bir espriyi bulmaktır. Yeri gelince bir duvarın üstüne çıkar, yeri gelince bir duvar deliğinin arkasından veya arabanın penceresinden, sağdan soldan yukarıdan aşağıdan çekip değişik açıları yakalamaya çalışırsınız. Bir gün, gene bir amerikan düğününde, sıcak bir günde yere yatıp  değişik bir açıdan  fotoğraf çektim. Sonuç başarılıydı ama ben yere yatınca, gelinin babası sıcaktan bayıldığımı düşünmüş ve bana su getirmişti. Hepimiz bu olaya çok gülmüştük.

 

                                                      Tango,çimento

   

    Gelin ve damat, o günün en önemli kişisidir. Özellikle de gelin. Gelin ve fotoğrafçının diyalogu çok önemlidir çünkü ben rejisörken gelin başrol oyuncusudur. Bu fotoğraf çekimlerini bazen film çekimi gibi düşünürüm. Mesela gelinin mutluluğunu kıskanan gelinin bazı arkadaşları kotu karakterler gibidir. Bu karakterler dışında etrafta birçok figüran vardır. Bunların hepsini ayni anda gözlemlersiniz çünkü hiç beklemediğiniz bir anda size samimi bir gülüş, kadeh kaldırma, başka bir figüranla el sakalaşması gibi malzemeler verebilirler. Bir inşaatın malzemesi demir, çimento ise bu isteki malzemeler küçük bir detay, ağlayan bir kadın, iki kişinin birbirine sarılması, tango yapan bir ciftin hareketlerindeki kıvraklık gibi pek de elle tutulmayan şeylerdir. Mutlu sona ulaşmak için her an, özenle yakalanmalıdır.

 

                   1 dolar dansı, 50 senelik evli çiftler, 19 Mayıs gösterileri!

 
Bence düğünler dünyanın her yerinde aynidir, tıpkı tüm kadınların ayni olduğu ama hepsinin de özel olduğu gibi. Amerikan düğünleri sanki 5 yıldızlı bir otelin animasyon takımının yarattığı atraksiyonları veya Medrano devlet sirkini anımsatırken, bizim düğünler biraz daha sadedir. Amerikan düğünlerinde ortasında gelin ve damadın oturduğu uzunca bir masa vardır. Bu masanın diğer üyeleri gelin ve damadın en yakın arkadaşları olup, hepsi ayni tarz, ayni renk kıyafet giyer ve bu masa diğer tüm davetlileri görecek bir şekilde onlara donuktur. Aksam yemeği başlamadan önce damat ve gelin in arkadaşları şampanya kadehi kaldırıp, çocukluk veya akademik hayatlarıyla ilgili anılar anlatıp, evlenen çiftlere mutluluklar dileyerek, konuşma yaparlar. Yemek bittikten sonra gelin ve damat ilk dans, daha sonra gelin ve babası, damat ve annesi dansları yapılır. Bu danslar bitince tüm davetliler dans eder ve gecenin dj i veya sunucusu 10 seneden fazla evli olanların dansa devam edeceğini diğerlerinin dans pisti dışına çıkmasını rica eder. Bu 15, 20, 30 ve 40 seneden fazla evli olanların elenmesine kadar devam eder. Salonda en uzun sureli evli çift seçilir ve onlar dans eder. Okullarda örnek öğrenci seçilmesi gibi bir şey herhalde. Bakin yani 48 sene evli kalmışsınız ve bunun ödülü salondaki herkes size imrenerek bakıyor. Daha sonra para dansı baslar, damadın önünde bayanlar, gelinin önünde baylar sıra yapar ve aşağı yukarı yârim dakika dans edip, damada bayanlar, geline de baylar para verir. Bu para genelde 1 dolar gibi sembolik bir şeyken, bazen 5,10 veya 20 dolar verenlerde olur. Tüm davetliler gelin ve damatla dans etme şerefine erdikten sonra en heyecanlı kısma gelinir. Davetteki tüm bekâr bayanlar çağırılır ve gelin arkasını dönerek onlara çiçeğini atar, kimi düğünlerde kıyasıya  saç saça başlasa mücadele olurken, kimi düğünlerde bu eğlence sakin geçer. Bu tip  atraksiyonlar artık bizim düğünlerde de yapılmaya başlandı. Bence, artık gelinin damadın ayağının üstüne basması dışında da renk getirecek şeyler yapılmalı. Gene bir amerikan düğününde aşırı alkol alan damat ve arkadaşları piramit yapmaya çalışmış ve herkese çok eğlenceli dakikalar yaşatmışlardı. Düşünsenize en altta dört kişi, onun üstünde üç ve onun üstünde iki seklinde gidiyor. Sanki 19 Mayıs spor ve gençlik bayramı gösterileri...

 

                        Buzullarda mı evlensek, Ortaçağ Kalesinde mi?

      

     Her düğün ayrı bir hikâye, her düğün ayrı bir mutluluktu. Alaska da helikoptere binerek sadece helikopter pilotu, damat gelin ve nikâh memurundan oluşan buzulun üstünde çektiğim bu çok soğuk ama  çok orijinal, davetlilerin sadece foklardan oluştuğu buzullar üstündeki  düğünden, Las Vegas da nikâhı kıyan Elvis Presley kostümlü nikâh memurunun kıydığı düğüne kadar birçok düğünde fotoğraf çekme şansına sahip oldum. Bir televizyon programında izlediğim başka bir düğünde ise mekân ortaçağdan kalma bir kale ve başta gelin, damat olmak üzere tüm davetliler 18. yüzyıl kıyafetleri giymişti. Tören sırasında eğitilmiş bir şahin, havada süzülerek damadın eline konarak damada yüzüğü getirdi ve damat da şahinin bacağına bağlanmış yüzüğü alarak geline taktı. Bunun dışında suyun altında, uçaktan paraşütle atlarken yapılan düğünlerde bence yaratıcılık veya farklı olma isteği haddini aşmıştır. Düğün evliliğe giden yolda ilk kilometredir. Ben çekim bittikten sonra ekipmanlarımı alıp, arabama giderken o çiftin bir ömür boyu beraber olmaları için dua ederim. Zaman zaman acaba çok mu duygusalım diye kendime soruyorum? Duygular ve duyguları görüntülemek üzerine kurulmuş bir meslekte, belki de doğal olsa gerek bu tip duygusal fırtınalar yaşamak.

   

 http://efesphotography.com

Yorum ( 3 ) Yorum yaz!

Karayip Korsanlarından sonra Karayip Düğün Fotoğrafçısı Efe Baba

22/8/2009 · Kategori: karayipler dugunu

Karayip Düğünleri


Düğün Fotoğrafçısı Efe Babacan Royal Caribbean gemilerinde çalışırken, dünyanın farklı yerlerinde düğünler çekti.İşte Karayip Korsanlarından sonra Karayip düğün fotoğrafçısı...

Sabah çalar saatin çalmasıyla uyandım. Keyifle kalktım çünkü hava 33 derece, sıcacık. Geminin yuvarlak şeklindeki penceresinden Amerikan Virjin Adalarından St. Thomas’a bakıyordum. Dakikalarca izleyebileceğim bu manzaraya fotoğraf makinemi ve çantamı alarak veda ettim. Kahvaltı için 12, gelin Kaliforniyalı Sally ve damat Alabamalı Richard la buluşmak için 24 dakikam vardı. Mısır gevreği ağırlıklı kötü bir Amerikan kahvaltısı ve koşarak buluşma noktasına tam vaktinde varış. Aynı anda Sally geldi, normalde gelinler geç gelir diye düşünürken Richard da smokinin gömleğini ilikleyerek koşar adımlarla yanımıza geldi. Bembeyaz bir limuzinin kapılarını açtık ve dünyanın en güzel plajlarından biri olan Megan’s Bay e doğru yol aldık. Limuzinde orijini İngiliz olan Richard’la futbol sohbeti, Sally le de bir gece evvelki Kaptan’ın Hoşgeldiniz Partisi hakkında dedikodu yapıyoruz. Bir taraftan da ısınma hareketlerine başlayarak, ilk fotoğraf karelerini çekmeye başlıyorum. Limuzinden inince, Fethiye Ölüdeniz’den sonra dünyanın en güzel plajında olduğumu mırıldanırken Sally ayakkabılarını çıkarıp turkuvaz rengindeki okyanusa koşuyor. İkisi de çok uyumlu bir çift. Güneşli bir gün, güzel düğün fotoğrafları, gülen insanlar daha ne isteyebilirim ki? Nikâh memuru plajda elindeki kitaptan bir şeyler okuyarak ve gülümseyerek konuşmaya devam ediyor, yüzükler takılıyor. Tören ve fotoğraf çekimi olmak üzere her şey 45 dakika sürüyor.33 derece sıcakta kolay değil tabi! Arka fonda palmiye ağaçları, okyanus manzarası olmak üzere hindistan cevizi kokulu plajda bir Karayip düğünün daha fotoğraflarını çekmiştim. Evet, bir sonraki aşama geminin laboratuarına gidip Nikon F100 le çekilen filmleri basmak ve Sally ve Richard ın o anlamlı gününü ölümsüzleştirmekti. Gemiye gitmeden önce meslektaşım Esra’yı aradım. O da Çırağan Palace Kempinski’de bir düğünün fotoğraflarını çektiğini ve lapa lapa kar yağdığını söyledi. Kışın ortasında St. Thomas da olduğum için Türkiye’yi ne kadar özlesem de kendimi şanslı hissetmiştim.

http://efesphotography.com

Yorum ( 1 ) Yorum yaz!

Amerikan Düğünü

22/8/2009 · Kategori: amerikan dugunu

Amerikan Düğünü  (Amerikan pastası!)

 

 Damatlık ayakkabı yerine Terlik! (Düğün cenneti Arizona)

 

Arizona güneş batımının en güzel izlendiği, her tarafında palmiye ağaçlarının bulunduğu, canınız sıkılınca arabanızla 3 saatlik bir yolculuktan sonra Meksika’ya balayına kaçabileceğiniz bir düğün cenneti. Düğün cenneti olmasının sebebi yılın 360 gününden fazla havanın güneşli olması. Aslında hava biraz fazla güneşli, çünkü damat Nick ve arkadaşları smokinin altına terliklerini giyerek gelmişler. Sadece terliklerle değil sempatik davranışlarıyla da herkesin ilgi odağı oldular.

 

Beyzbol maçına gidelim mi bebeğim?

 

Gelin Sarah ise hem güzel, hem de çok uyumlu. Bana verdiği doğal pozlarla işimi gerçekten kolaylaştırdı. Bir taraftan onun Nick ile tanışmasını dinlerken, bir taraftan da fotoğraflarını çekiyorum. İkisi aynı şirkette, farklı binalarda çalışıyormuş. Nick onu ilk defa, şirketin sigara içilmek üzere ayrılan odasında kahve alırken görmüş. Normalde günde bir defa gittiği bu dinlenme odasına günde 8 defa gitmeye başlamış. Daha sonra bu odaya gelgitlerin sonunda karşılaşan Sarah’a beyzbol maçına gitme teklifinde bulunmuş. Sarah da hiç beyzbol sevmemesine rağmen kabul etmiş. Bu güzel hikâyeleri dinledikten ve fotoğraf çekimimizi tamamladıktan sonra tören hazırlıklarına başlandı. Kilisedeki neşeli bir törenin ardından, kutlama yapılacak mekâna geldik.

 

Polis, Kızılderili Kostümleri! Evet Amerika’dayım!  (Para dansı)

 

Amerikan düğünlerinde ortasında gelin ve damadın oturduğu uzunca bir masa vardır. Bu masanın diğer üyeleri gelin ve damadın en yakin arkadaşları olup, hepsi ayni tarz, ayni renk kıyafet (aynı tarz terlik!) giyer ve bu masa diğer tüm davetlileri görecek bir şekilde onlara dönüktür. Aksam yemeği başlamadan önce damat ve gelinin arkadaşları şampanya kadehi kaldırıp, çocukluk veya akademik hayatlarıyla ilgili anılar anlatarak,  Nick ve Sarah çiftine mutluluklar dilediler. Konuşmaların ardından akşam yemeğine başlandı. Yemekten sonra ise dans kısmı başladı.  Klasik baba ve gelin, damat ve anne dansından sonra tüm gençler dans pistine fırladı. Gelin kafasına polis şapkası, bir diğer arkadaşı da Kızılderili kostümü geçirdi ve iş çığrından çıktı. Masanın üzerinde oynayan kişilerden birinin yere düşmesiyle çılgın dans kısmına biraz ara verildi ve gecenin dj i, sadece 10 seneden fazla evli olanların dansa devam edeceğini, diğerlerinin dans pisti dışına çıkmasını rica etti. Bu 15, 20, 30 ve 40 seneden fazla evli olanların elenmesine kadar devam etti. Dans pistinde tüm elemelerden sonra en sona 48 sene evli kalmış bir çift, bakın işte böyle dans edilir havasıyla ağır ama kıvrak hareketlerle dans ederek tüm alkışları topladı. Daha sonra para dansı başladı, damadın önünde bayanlar, gelinin önünde baylar sıra yaptı ve aşağı yukarı yarım dakika dans edip, damada bayanlar, geline de baylar para verdi. Genelde sembolik olarak 1 dolar para verilir ama içinden gelip 10,20 hatta 100 dolar verenler de oldu. Böyle sevimli bir çifte 100 dolarlar az bile. Umarım sonsuza kadar mutlu olurlar.

 

Uzun seneler yurtdışında kalarak düğün fotoğrafçılığı yapan ve 2007 yılında İstanbul’ a dönen Efe Babacan’ın düğün fotoğraflarını www.efesphotography.com da görebilirsiniz.

Yorum ( yok ) Yorum yaz!

Herkesin mutlu olduğu tek yer: Düğünler!

22/8/2009 · Kategori: dugun fotograf_iligi

Herkesin mutlu olduğu tek yer: Düğünler!    

 

http://efesphotography.com

Aslında her düğünde amaç aynıdır, “Evet” diyerek evlenmek ve sevdiğiniz kişiyle, mümkünse sonsuza kadar bir arada olacağınıza söz vermek. Ancak her kültür, sonsuz bağlılığa farklı şekilde “Evet” diyor. Kimi düğünlerde damadın üstünde çatapat patlatılıyor, kimi zamansa muz yeniyor...

 Bir ülkenin kültürü, otomatik olarak düğünlerine de yansıyor. Dünyayı gezen bir düğün fotoğrafçısı olarak, farklı ülkelerden insanların düğünlerine katıldığımda kendimi hep bir kültür turunda hissetmişimdir. Hiçbiri diğerine benzemiyor. Filistin düğünleri bin bir gece masalları gibidir adeta, Meksika düğünleriyse sanki Zapata’nın arkadaşlarıyla bir kutlama, Vietnam düğünleri de sanki mistik ve egzotik bir seyahatin başlangıcı... Herkesin mutlu olduğu, doyasıya eğlendiği, dans ettiği tek yer düğünlerdir herhalde. Düğünlerin beni bu kadar etkilemesi de bundan olsa gerek. Uzun yıllar, dünyayı dolaşarak düğün fotoğrafçılığı yapma şansım olduğu için, yüzlerce farklı kültürün düğününe şahitlik ettim. Eğer siz de merak ediyorsanız, hep birlikte kültürler arası bir düğün yolculuğuna çıkalım isterseniz...


Filistin düğünleri: Damat ve gelini bir araya gelmiyor!

 
Belki de haremlik selamlık bir Filistin düğününden başlamalı düğünler mozaiğini anlatmaya. Filistin düğününde gözüme çarpan ilk şey, müthiş bir kalabalıktı. Sadece erkeklerin olduğu bir kalabalık. Damat Abdullah, imamlar ve arkadaşlarıyla el sıkışıp, kendimi tanıttıktan sonra hepsini bir arada görüntülemek istedim. Öyle bir kalabalık için, ne geniş açılı bir lens, ne onları üç sıra halinde dizmem yeterli olmamıştı. Bana merdiven getirmelerini istedim ki bu grup resmini evin çatısından çekip, herkesi fotoğraf karesine sığdırabileyim. Meydana gelebilecek herhangi bir kazaya karşı, bu fikre sıcak bakmadıklarını söylediler. Ne de olsa onlar Amerika’da yaşayan Filistinlilerdi. Hukuk sisteminin çok gelişmiş olduğu bir ülkenin sisteminin parçası olmuşlardı. Hemen her düğünde çatılara çıktığımı, alışık olduğumu söyleyerek ve sorumluluğun bana ait olduğunun sözünü vererek, evin çatısından tüm erkekleri tek bir kareye sığacak şekilde görüntüledim. Daha sonra eve girdiğimde salonda sadece kadınların ve çocukların oturduğunu gördüm. Bazıları son derece utangaç olsa da bazıları da tebessüm ederek bana bakıyorlardı. Zor dakikalar başlamıştı benim için. Bana ikram edilen baklavalardan yedim ve iki ülke arasındaki benzerliklerden konuşmaya başladım. Zaman geçtikçe biraz daha rahatlamış gözüktüler. Daha da rahatlamalarını sağlamak için, kendime son derece yumuşak bir hava vermeye çalışarak, ses tonumu inceltiyor, şekilden şekle giriyordum. Daha sonra evin bahçesine çıktığımda, bu sefer bambaşka bir karaktere bürünmüştüm. İmamla sürekli göz kontağı halindeydim. Bahçedeki erkekler namaz kılarken, o anları görüntülemek için onay bekliyordum. İmam kafasını eğerek onayı verdi ve birkaç kare fotoğraf çektim. Daha sonra yemeğe oturuldu. Damat, gelin olmadan masaları tek başına dolaştı ve akrabalarından, arkadaşlarından gelen zarfları toplayarak, tebrikleri kabul etti. Kadın ve erkeklerin bir araya gelmemesine özen gösterildi. Bahçede erkeklerin oturduğu bölüme yine erkekler servis yaptı. Alkol tüketimi olmamasına rağmen, müthiş bir enerjiye ve hareketli dans figürlerine şahit oldum. Araplar ellerini ağzına götürerek, eli ileri geri oynatıp, titreterek aynı Kızılderililerde olduğu gibi çığlıklar attılar. Bu çığlık şarkının en kıvrak, eğlencenin en üst noktada olduğu zamanlarda meydana gelen bir tür duygu yoğunlaşmasının, coşkunun, hayata meydan okumanın dışavurumuydu.

   
Yunan düğünleri: Bir çın çın, bir öpücük

 

Ilık bir kış günü bembeyaz bir Yunan kilisesindeyiz. Törenin çok uzun sürmesinden Katolik olduklarını anlıyorum. Kilise o kadar güzel ki, törenden önce, onlarca kare fotoğraf çekiyorum. Kilisenin fotoğraflarını çekerken aklıma My Big Fat Greek Wedding filmi geliyor. O filmde olduğu gibi bu düğün de çok kalabalık, çok eğlenceli ve bol uzolu olacağını biliyorum. Gerçekten de beyaz kiliseden çıkıp Hilton Tapatio’ya vardığımızda, kalabalığın sayısı artıyor. Tam bir İstanbul hayranı olan gelin Kallista ve damat Nicholos o kadar mutlu ki, ilk defa bir düğünde gülümseyin kelimesini kullanmıyorum. Kilisede yapılan dini törenden sonra, ikinci bir evlilik töreni yapıldı ve tam klasik evlilik şarkısı çalacakken ses sisteminde bir bozukluk oldu ve hoparlörden hafif cızırtılı bir ses çıkmaya başladı. Sorunlara alışık olan ve sorunlara kolayca çözüm getiren bir Akdeniz ülkesinin mensupları olarak, 250 kişi hep bir ağızdan evlilik şarkısını mırıldandı. Şarkı daha da anlam kazanmış ve 250 kişilik gönüllü bir koro, o cızırdayan hoparlörü bastırmıştı. Daha sonra restorana geçildi ve uzolar sular seller gibi aktı. Nerdeyse her 15 dakikada bir, damat Nicholos veya arkadaşları “Hoppa” diye bağırarak uzo kadehlerini kaldırdılar. Eğer herhangi bir davetli çok kuvvetli bir şekilde hoppa diye bağırarak uzo kadehini kaldırıyorsa, sizin de kadehinizi kaldırmanız ve ardından uzonuzu bir dikişte bitirmeniz gerekir. Bir diğer neşeli olay da, herhangi bir davetli bıçağını kadehine vurmaya başlarsa eğer, bu etraftaki konuklar arasında bir dalga gibi yayılır ve diğer tüm davetliler de çatal veya bıçaklarını kadehlerine vurarak çın çın sesleri çıkarmaya başlar. Bunun anlamı da şudur, çın çın seslerini duyan damat, hemen gelinine ateşli bir öpücük vermelidir. O gece kaç kadeh uzo içildi, kaç defa öpüşüldü, ne siz sorun ne ben söyleyeyim. Bunun dışında gece boyunca sirtaki dansları yapıldı ve dolarlar havada uçuştu. Hiç unutmadığım bir diğer manzara ise gecenin sonunda üç garsonun elinde süpürgeyle paraları bir torbanın içine koymasıydı. Havalara dolarlar sıçratmak Yunanlılarda varmış demek.

 
Hint düğünleri: Başlık parası damada!

 
En uzun süren, belki de en ilginç düğünler bence Hint düğünleridir. Bazı Hint düğünlerinde törenler üç veya dört gün sürebilir. Eğer düğün tek bir güne sıkıştırılmışsa, sabah çok erken kalkmak zorundasınızdır. İlk durak tapınaktır. Etrafı çiçeklerle süslenmiş büyük bir tapınak bu. İçeri ancak başınızı bağlayarak girebiliyorsunuz. Kadın veya erkek fark etmez, tapınaktaki herkesin başı örtülü olmalıdır. Başımı örtüp, tapınağa girdiğimde, kadınlar ve erkekler karışık bir şekilde oturmuştu. Tapınağın en sonunda göbek taşına benzeyen yuvarlak, fazla yüksek olmayan bir duvar vardı. Bu duvarın üstü çiçek doluydu. Duvarın hemen önünde üç tane yan yana oturmuş müzisyen vardı. Kanuna benzeyen bir müzik enstrümanı kullanıyorlardı. Etrafta dimdik oturan ve hiç kımıldamayan birçok insan, müthiş huzur veren bir müzik ve sakallı damadımız Set. Daha sonra Mariott JW oteline gittiğimizde, akşam yemeğine katılmadan önce, yerel Hint kıyafetlerini çıkarıp, sakal traşı olmuş ve takım elbisesini giymişti. Geleneksel Hint kıyafetleri içinde bir Prense benzeyen Set, eşiyle birlikte az önce bahsettiğim mermer duvarın etrafında dakikalarca döndü. Duvağını gelinin annesi tutuyordu ve arkalarında da küçük çocuklar vardı. Egzantrik, rahatlatıcı bir müzik eşliğinde Tapınaktaki duvarı tavaf ettiler. Daha sonra yastıklara oturdular ve raca görünümlü bıyıklı ve heybetli bir adam Hintçe konuşmalar yaptı. Gelinin üzerindeki takılardan Kapalıçarşı’da çok rahat bir Kuyumcu Dükkânı açılabilirdi. Diğer bayan davetliler ise rengârenk, satene benzeyen bir kumaştan elbiseler giymiş ve hemen hemen hepsinde gene rengârenk şallar vardı. Tören sonuna doğru, davetliler yuvarlak duvarın üstündeki çiçeklerin üstüne para bırakarak, dua ettiler. Çok kısa bir duaydı, parayı bıraktıktan sonra secdeye yatar gibi, alınlarını yere değdirerek gelin ve damadın mutlu olması için tanrıya dua ettiler. Hangisine mi? Bilmiyorum 3 milyon adet tanrıları var Hintlilerin. Dini anlayışlarını anlamak ve yorumlar yapmak için uzun araştırmalar yapmak gerekiyor ancak astrolojiye olan düşkünlükleri gözden kaçacak gibi değil. Hint düğünlerinde davetlilerin önünde bir sahne vardır, o sahnenin arka ve yan tarafları tüllerle kaplanır. Gelin, damat ve astrolojiyle ilgili bir konuşmacı sahnede yer alır. Önlerindeki küçük sehpada yanan tütsüler vardır. Konuşmacı, saatlerce gelin ve damadın burçlarının uyumu, geçmişi ve geleceği hakkında yorumlar yapar. Belli bir dönem, İngiliz egemenliği altında yaşamış olduklarından çok iyi İngilizce konuşurlar. Bu astroloji konuşmalarının da bir kısmı İngilizce, bir kısmı da Hintçe yapıldı. Gelinin elinde, kollarında kahverengi, biraz kınaya benzeyen, tasarımı dantel motiflerine benzeyen boyalar vardı. Hintliler arasında birçok mezhep vardır. Bir düğün diğerine göre farklılık gösterebilir. Mesala bana evli ve eşine çok sadık olduğunu söyleyen Hintli arkadaşım Ravi’ye, “Madem çok sadıksın, neden hiç yüzük takmıyorsun?” diye sorduğumda, bana bileğindeki gümüş bileziği gösterdi. O mezheptekiler meğerse yüzük yerine halka şeklinde değil de uzun bilekliği andıran bir bilezik takıyorlardı.


Vietnam düğünü: Çapkınlığa karşı çatapat uyarısı!

 
Vietnam düğününü büyük bir restoranda çektik. En çok dikkatimizi çeken şey, tüm davetlilerin renkli kıyafetleriydi. Aynı şekilde damat ve gelin rengârenk entariler giydiler. Damat ve gelinin yaptığı ilk dansın ardından yemek yendi. Daha sonra masaları dolaşan çift, her masada kadeh kaldırarak içkilerini yudumladı. Bu kadeh kaldırışlar o kadar içten ve coşkuluydu ki, bir karede bebeğin damatla biberonunu tokuşturduğunu gördüm. Etrafta bebeğe kimse yardım etmemiş, tamamen o anın coşkusuyla biberonuyla da olsa, bende buradayım, mutluluğunuzu paylaşıyorum demişti, küçük Vietnamlı bebek. Bir ilginç, hatta sıra dışı gelenek de damadın pantolonuna bağlanan çatapatlardı. Beline asılı olan çatapatları teker teker yakan gelinin arkadaşları, damadı ilerde çapkınlık yapmaması için kibarca uyarıyorlardı.

 
Amerikan Düğünleri (Broadway şovu mu Düğün mü?)


 
Amerikan düğünleri sanki 5 yıldızlı bir otelin animasyon takiminin yarattığı atraksiyonlar, sanki Hisseli Harikalar Kumpanyası gibiyken, bizim düğünler biraz daha sadedir. Amerikan düğünlerinde ortasında gelin ve damadın oturduğu uzunca bir masa vardır. Bu masanın diğer üyeleri gelin ve damadın en yakin arkadaşları olup, hepsi ayni tarz, ayni renk kıyafet giyer ve bu masa diğer tüm davetlileri görecek bir şekilde onlara donuktur. Aksam yemeği başlamadan önce damat ve gelinin arkadaşları şampanya kadehi kaldırıp, çocukluk veya akademik hayatlarıyla ilgili anılar anlatıp, evlenen çiftlere mutluluklar dileyerek, konuşma yaparlar. Yemek bittikten sonra gelin ve damat ilk dans, daha sonra gelin ve babası, damat ve annesi dansları yapılır. Bu danslar bitince tüm davetliler dans eder ve gecenin dj i veya sunucusu 10 seneden fazla evli olanların dansa devam edeceğini diğerlerinin dans pisti dışına çıkmasını rica eder. Bu 15, 20, 30 ve 40 seneden fazla evli olanların elenmesine kadar devam eder. Salonda en uzun sureli evli çift seçilir ve onlar dans eder. Okullar da örnek öğrenci seçilmesi gibi bir şey herhalde. Bakin yani 48 sene evli kalmışsınız ve bunun ödülü salondaki herkes size imrenerek bakıyor. Daha sonra para dansı başlar, damadın önünde bayanlar, gelinin önünde baylar sıra yapar ve aşağı yukarı yârim dakika dans edip, damada bayanlar, geline de baylar para verir. Bu para genelde 1 dolar gibi sembolik bir şeyken, bazen 5,10 veya 20 dolar verenlerde olur. Tüm davetliler gelin ve damatla dans etme şerefine erdikten sonra en heyecanlı kısma gelinir. Davetteki tüm bekâr bayanlar çağırılır ve gelin arkasını dönerek onlara çiçeğini atar, kimi düğünlerde kıyasıya  saç saça, başbaşa mücadele olurken, kimi düğünlerde bu eğlence sakin geçer. Bu tip  atraksiyonlar artik bizim düğünlerde de yapılmaya başlandı. Bence, artik gelinin damadın ayağının üstüne basması dışında da renk getirecek şeyler yapılmalı. Gene bir amerikan düğününde aşırı alkol alan damat ve arkadaşları piramit yapmaya çalışmış ve herkese çok eğlenceli dakikalar yaşatmışlardı. Düşünsenize en altta dört kişi, onun üstünde üç ve onun üstünde iki seklinde gidiyor. Sanki 19 Mayıs spor ve gençlik bayramı gösterileri...

 

 Kamboçya düğünü: Muz geleneği

 
Aslında daha anlatacak çok düğün var. Her düğün benim için unutulmaz anılarla dolu. Mesela damadın Amerikalı ve gelinin Kamboçyalı olduğu bir düğün daha geldi aklıma. Az da olsa Kamboçya geleneklerini düğünlerine taşımışlardı. Aklımda kalan en ilgin gelenek muz geleneğiydi. Bu geleneğe göre gelin, damada yatak odasında muz veriyor. Ne yazık ki damat biraz utangaç olduğundan fotoğraf çekmemi istemediler. Ve bunun gibi daha binlerce mutlu, eğlenceli, etkileyici ve ilginç anı biriktirdim, biriktirmeye de devam edeceğim. Düğünler kanıma girdi bir kere...

http://efesphotography.com

Yorum ( 1 ) Yorum yaz!

« Önceki ::

Son Yazılarım

Kategorilerim

Arkadaşlarım

Bağlantılarım